Hayvanlar Karnavalı : Kulaklarımızla Görmemizi Sağlayan Beste !

Güncelleme tarihi: Kas 22

Ne kadar absürd ve iddialı bir başlık öyle:)


"Kulaklarla görmek" derken kelime oyunu yaptığımı düşünmüş olabilirsiniz; ancak sözlerime inanın lütfen. Müzik, işte bu kadar sihirli bir şey. Bazen gözlerimizi kapatıp, müziğin beynimizde oluşturacağı imgelerle, gözlerimizin biz gösterdiğinden çok daha fazlasını görebiliriz.


Bugün sizleri, tam da bu amaçla bestelenmiş bir eser ile tanıştıracağım. Yıllardır bu dersi anlatırım, henüz eğlenmeyen bir öğrencim olmadı. Çocuklar bu esere bayılır ! Bence haksız da sayılmazlar. Karşınızda müzik tarihinin en "değişik" eserlerinden birisi:


Hayvanlar Karnavalı

Önce bestecimizi tanıyalım:

Camille Saint-Saens,


1835-1921 yılları arasında yaşamış meşhur bir Fransız bestecidir.


Saint-Saens ( sen sans diye okunuyor ) konçertolar, senfoniler, operalar bestelemiş, düzenlediği turneler ile piyanist ve besteci olarak Avrupa çapında büyük sükse yapmış, çok önemli bir müzik insanıydı. 1900lü yılların başında filizlenmeye başlayan sinema sanatı için de ilk müzik örneklerini besteleyen insanlardan birisiydi.


Ünlü müzisyen, aynı zamanda bir müzik tarihi bilginiydi. Yaşadığı çağın modern müzik anlayışından çok etkilenmiş olsa da, eski bestecileri geçmişten uzanan zamansız öğretmenler olarak görür, Bach, Handel, Haydn ve Mozart'ı hayranlıkla anardı.


Bu sebeple olsa gerek, Liszt, Schumann ve Wagner gibi kendisinden hemen önceki kuşağa ait olan bestecilerden daha geleneksel bir besteleme stiline sahipti.



Örneğin, en sevilen eserlerinden birisi olan Introduction and Rondo Capriccioso' da eser boyunca koruduğu geleneksel melodik üslup rahatlıkla fark edilebilir.





Aynı şekilde, en az Rondo kadar ünlü olan Danse Macabre de o dönemin yeni arayışlara sahne olan müzikal modası içinde geleneksel yapılı bir eser olarak kabul edilir.

( Macabre sanat eserlerinde ürkütücü ve acı verici betimlemelerle ölüm sembolleri ve ölümün detayları üzerinde duran bir kompozisyon türüdür. ) Bu eser İskelet Dansı olarak da biliniyor ve kendi başlığını hak edecek kadar enteresan ve derin bir eser. Bir gün mutlaka bu eserle ilgili bir yazı yazacağım.

"Kocaman" bir çocuk !

Saint-Saens bir harika çocuktu. 10 yaşında resitaller veren, yaşadığı dönemin "Mozart"'ı olarak görülen bir dahiydi. Belki de, her harika çocuk gibi o da hiç büyümedi. Kocaman bir çocuk olarak yaşadı.


İşte, Hayvanlar Karnavalı da bu kocaman çocuğun hayal gücünün notalara dökülmüş bir haliydi.



Hayvanlar Karnavalı

Sene 1886'ydı. Saint-Saens, işlerin pek de yolunda gitmediği bir Almanya turnesi ardından kendini küçük bir Avusturya kasabasında bulmuştu. Aslında anlaşmalı olduğu yayıncıya verdiği söz gereği 3.Senfonisi'ni ( Org Senfonisi ) bitirip, bir an önce teslim etmesi gerekiyordu; ancak o esnada kafasındaki proje o denli eğlenceliydi ki, vazgeçemiyordu. Yayıncısına mektubunda böyle diyordu:

" Biliyorum Durand, bana kızacaksın; ama kendimi alamıyorum. Bu besteyi yaparken o kadar eğleniyorum ki, 3.Senfoni biraz bekleyecek! "


Çeşitli hayvanların neşeli, hüzünlü, heyecanlı, huzurlu ve sihirli müzikal taklit ve tasvirlerinden oluşan bu eser, 3 Mart 1886'da ilk kez, bir ev ortamında ve çok az sayıda davetliye verilen konserle seslendirildi. İkinci gösterim, bizim meşhur Liszt Efendi'nin eseri çok merak etmesi ve duymak istediğini söylemesi üzerine, müzisyenlerin kafalarına hayvan maskelerini geçirerek seslendirdiği, eğlenceli bir konser ile gerçekleştirildi. Bu iki gösterim dışında eser, neredeyse hiç bilinmedi. Bunun sebebi, Saint-Saens'in ciddi besteci imajını korumak istemesiydi. Eserin ölümüne kadar yayınlanmasına izin vermedi. Hayvanlar Karnavalı, bestecisi 1921'de hayatını kaybettiği zaman yayınlandı. ( Buraya kişisel bir fikrimi eklemek istiyorum. Bence "kocaman çocuklar" kocaman bir çocuk olmaktan utanmamalı. Sonuçta, herkes kocaman bir çocuk olamaz:) )

Şimdi gelelim bu karnavalın sakinlerine.

( Not: Yazının bundan sonraki bölümlerininde bize eşlik edecek olan Gustavo Dudamel şefliğindeki Los Angeles Filarmoni Orkestrası'na ( LA Phil ) hepimizin adına teşekkür ediyorum. )

1. Bölüm : Giriş ve Aslan'ın Kraliyet Marşı


Aslan Kral'ı izlediğimde küçük bir çocuktum. O günden beri " Üzerinde tek tük ağaç olan, pek de ormana benzemeyen yerlerde yaşayan bu aslanlara neden "ormanın kralı" diyorlar ki? " sorusu aklımdadır. Cevabı merak edenler, kırmızıya tıklayın. Sizleri, çok severek takip etttiğim Evrim Ağacı sitesine alalım:)


Neyse, geriye kalan bizler durumu olduğu gibi kabullenip kralımıza, Aslan'a merhaba diyelim.

Girişte duyulan hızlı piyano notaları ( müzikte buna tremolo diyoruz ) ve yaylıların kuşkucu sesleri arasında ormanımıza doğru yaklaşıyoruz. Biz yaklaştıkça notalar hızlanıyor ve sonunda piyanonun tuşlarındaki çok hızlı bir kayma ile ( buna da glissando diyoruz ) perdemiz açılıyor. Karşınızda, mağrur ve karizmatik bir aslan ailesi. Piyano kesik akor seslerini sürdürürken onlara "merhaba" demenizi bekler gibiler.


Aslanın melodisi, piyanonun ardından gelen yaylı çalgılar ile başlar. Hemen aşağıda görüyorsunuz. Nota okumayı bilmiyorsanız sorun değil. Grafiksel olarak bakın ve müziği dinlerken seslerin yönünü fark etmeye çalışın.

Bu melodi aslan ailesinin yürüyüşüdür. Hiç aceleleri yoktur. Ormanda düşmanları bulunmadığı için yürürken arkalarına bile bakmazlar. Aslanı "aslan" yapan ise, tabii ki onun meşhur kükremesidir. Hiç canlı tanık oldunuz mu, bilmiyorum; ancak ben o tecrübeyi yaşadım ve yakınınızda bir aslanın kükremesinin nasıl hissettirdiğini iyi biliyorum:)


İşte, tam 1. dakikadayız ve piyanodan bir kükreme sesi duyduk! Peş peşe ve giderek güçlenen dört adet kükreme ile baba aslan ormana kendini hatırlatıyor, adeta. Hemen onun ardından, babasına özenen minik bir aslan var. O da kükremek istiyor; ama henüz etkileyici bir sesi yok. Yaylıların yan yana notalarında korkunç olmaktan ziyade sevimli bir tını var. Görüntü minik aslandan uzaklaşırken notalar da giderek kalınlaşmaya devam ediyor. Baba aslan ise, en sonunda, kocaman bir kükremeyle bize veda ediyor.

2.Bölüm : Tavuklar ve Horozlar


Aslan Bölümü'nü öğrencilerime dinletirken, yukarıda yaptığım gibi, birazcık da olsa yönlendirme yapmam gerekebiliyor. Tavuk ve Horozlar Bölümü'nü dinlerken ise olup biteni hayal edebilmek için bana ihtiyacınız olmayacak ! Başlıktaki iddialı sözlerimin en önemli destekçileri geldi:) Kulaklar göreve !

Karşınızda sürekli dolaşarak, yerlerden yem toplayan gagalar ve kafasına esince ötüveren bir horoz var!








3.Bölüm : Yabani Eşekler


Bu bölümün bir ismi de " Swift Animals " yani Hızlı Hayvanlar. Gözünüzü kapatın ve piyanonun kalından inceye doğru, soluksuz bir hızla çaldığı notalara kulak kabartın. Uçsuz bucaksız çayırlarda koşturan bu hayvanları siz de görebiliyor musunuz ?








4.Bölüm : Kaplumbağa


Ta taamm! Karşınızda, ormanın, tartışmasız, en hızlı hayvanı:)


Bazen kaplumbağaların çok ama çok uzun yaşamasının sebebinin, diğer canlılarla arayı kapatması için olduğunu düşünürüm. Düşünsenize, ya on metrelik yolu bir saatte alan bir hayvanın ömrü on yıl olsaydı? Bir yerden bir yere gidene kadar hayatı bitiverirdi !


Peki, siz Saint-Saens olsaydınız kaplumbağa'yı nasıl anlatırdınız ? Öyle ya, belirgin bir sesleri yok. Sadece yavaş tempo ile çalınacak bir müziğin de ilgi çekici olması zor. Düşünün...


Sizin nasıl bir çare bulduğunuzu, maalesef bilemeyeceğim. Gelin ben size bestecimizin çözümünü anlatayım:


Adım 1 : En Hızlı Melodilerden Birisini Al



Can Can. Son derece hareketli, özellikle 40.saniyesinden itibaren başlayan melodisi ile hepinizin aşina olduğu bir müzik.




Adım 2: En Hızlı Melodiyi En Yavaş Tempoya Düşür !




" Bu melodi aslında çok hızlıdır; ama ben yavaşlattım kendi adımlarımla" :)




5.Bölüm : Fil


En yavaş hayvandan en büyüğüne geldik. Ormanın en büyüğü varsa orkestranın da en büyüğü var:


Kontrbas, nam-ı diğer Bas.

Bu çalgı, bestecimizin Fil için tercih ettiği çok kalın sesleri verebiliyor.

Giriş kısmında duyulan piyanonun vals ritminden hemen sonra, kontrbas, Fil'in melodisini çalmaya başlıyor.


Bu bölüm de, aynı Kaplumbağa gibi, farklı bestecilerin eserlerinden pasajlar kullanıyor ve bunu şakacı ve biraz da gizleyen bir üslupla yapıyor. Melodinin içinde gizlenmiş iki farklı melodi daha var.


Birincisi Hector Berlioz'un Ballet des Sylphes adlı bestesi:



Orijinalinde tiz notalar ile çalınan bu sevimli melodi, Fil bölümünün 30. saniyesinde kendini kontrbasın kalın seslerinde buluyor.





Gizlenmiş ikinci melodi ise Mendelssohn'un, Shakespeare'in aynı adlı romantik komedyasından etkilenerek bestelediği Bir Yaz Gecesi Rüyası'ndan geliyor. Yine, tiz notalarla ( flütler ile ) çalınan bu melodiyi, Fil'in 44. saniyesinde kontrbas ile duyabiliyoruz.

6.Bölüm : Kanguru


Şimdiki konuğumuz dünyanın öbür ucundan geliyor:)


Zıplayarak ilerleyen tek büyük hayvan olan Kangurular, anavatanları olan Avustralya'da yaşarlar. Sadece ileriye doğru zıplıyorlar ve kendi boyları ile kuyruklarının uzunluğu neredeyse eşit.

"Kanguru " isminin kökeni ile ilgili komik