Müzik ve Sahne İlişkisi

Güncelleme tarihi: 28 Tem 2020

Merhaba.


Bu ilk yazım.


Aşağıda yazılanların bir özetini yapmam gerekirse, izlediğimiz filmlerde kullanılan müziklerin neye göre, ne amaçla seçildiğini ve nasıl kullanıldığını anlatacağım. Yani, bu işin bir nevi meslek sırrını açıklamış olacağım. Öyle ya, manipüle edilen beyin bizim beynimiz ve neler olduğunu bilmeye hakkımız var.

İlginizi çektiyse kahvenizi koyun, gelin:)


Yazının formatı ile ilgili bir bilgi:

Kırmızı renkli, altı çizili bölümler hyperlink, yani tıkladığınızda sizi bir kaynağa yönlendiriyor. Bu kaynak bazen esprili bir site alıntısı, bazen wiki makalesi veya bir youtube videosu olabilir.


Önce müziğin üzerimizdeki etkileri üzerine kısa bir giriş yapalım:

Müzik dinlerken vücudumuzda neler oluyor?


"Play" tuşuna bastığınız anda vücudunuzda ve beyninizde birçok şey meydana gelmeye başlar.


Hafıza


Dopamin vücudumuzda doğal olarak oluşan bir kimyasal. Eksikliği birden çok mental ve fiziksel rahatsızlığa sebep olabilir.

Müzik dinlerken, bu nörokimyasalın salınımı sebebiyle, aynı anda hem hafıza oluşturur hem de eski anılarımızı hatırlarız.


Duygu Durum


Ruh hali ya da duygu durum olarak çevirebileceğimiz "mood", bir diğer adı da "iyi-hisset" olan Dopamin Nörokimyasalı'nın salınımı sebebiyle, anında yükselir.


Çalışma Performansı


Uzamsal görevlerde ve Standartlaşmış Test ( bildiğimiz test sistemi ) çalışmalarında daha fazla başarı.


Kan Basıncı


Dinlediğimiz müziğin hızına ve türüne göre kan basıncımız da artar ya da azalır.


Egzersiz Becerisi


Müziğin fiziksel kapasitemiz ve farkındalığımız üzerindeki etkisi sayesinde egzersiz tekrarlarımızı daha uzun ve yoğun yapabiliriz.


Derimiz


Müzik dinlerken derimizin vermiş olduğu fiziksel tepkiler, duygular da hissederiz. Örneğin, sık sık tüylerimiz diken diken olur.

Bunlar müziğin beynimiz ve bedenimiz üzerindeki etkilerinden sadece birkaçı. Univercity of Central Florida'nın bu konuyla ilgili ( özellikle beynimizdeki etkileri üzerine ) güzel bir online makalesi var. Detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

https://www.ucf.edu/pegasus/your-brain-on-music/


Linkteki makale ayrı bir yazı konusu olacak kadar iyi. Şimdilik bunu cebimizde tutalım. Zamanı gelince, çıkarıp yeniden değerlendiririz.

Müziğin sahne tasarımındaki rolüne geçelim.


Müzik ve Sahne İlişkisinin Kökenleri


Bu yazımın ilerleyen kısımlarında sinema sahneleri ve müzik üzerinde duracağım; ancak sinema, müziğe göre çok yeni bir sanat dalı. Bu yüzden, biraz daha eskiye giderek, müziğin sahne sanatları ile ilgili uygulamalarına bakalım.


Bundan yaklaşık 2400 sene önceye, Aristoteles'e gidelim.


Birçok düşünür tarafından türünün tek örneği olduğu kabulü ile "filozof" olarak anılan, belki de dünya tarihinde yaşamış en etkili insan, Aristo.

Aristo'ya göre müziğin üç farklı işlevi olmalı:

Eğitici, Dinlendirici ve Arındırıcı.


Eğitici ve dinlendirici işlevleri şimdilik bir kenara bırakalım. Üçüncü işleve odaklanalım. Bu üçüncü işleve Katharsis deniliyor. Kelime anlamı da arınma. İlk bakışta anlaşılması zor olan bu kavramı açalım. Aristo, bu kavramın, sanatın psikolojik ve ahlaki yapıtaşını oluşturduğunu söyler. Basitçe, acıma, korku gibi duyguların sanat yoluyla izleyici/dinleyiciye yaşatılıp manevi olarak bir arınma, etik değerlerin gelişimi gibi düşünebiliriz. Arındırma denildiğinde aklımıza yoksun bırakmak geliyor ancak kavram bunun tam tersini söylüyor:


İnsana, insani hisleri ve düşünceyi başkalarının hikayeleri yoluyla hissettirerek vermek.


Burada bir başka kavramdan daha bahsetmek istiyorum: Mimesis.


Bu Yunanca kelimenin anlamı ise taklit. Mimik kelimesinin de buradan geldiğini hemen anlamışsınızdır.

Yine Aristo'ya göre, sanatın rolü taklitten geçer. Sanat mimesis'tir. Sanatçı ise, adeta doğanın eksik bıraktığı yerleri tamamlayarak sanatını oluşturur. Bu iki kavram, katharsis ve mimesis, üstüne günlerce yazıp, çizecek kadar çok düşünce gerektirir elbette; ancak konumun selameti için daha fazla uzatmıyorum.


Katharsis ve mimesis, yani taklit yoluyla topluma insan olmanın duygusunu yaşatmak...


Bu iki kavramın buluştuğu yer sahne'dir. Sahne kavramının içine girip, en aşağıya doğru ilerlediğimizde ise karşımıza Tragedya çıkar. İşte, müziğin sahne ile ilişkisi bu denli köklü ve girift haldedir.

Tragedya ve tiyatro tarihine girmeyeceğim, elbette; ancak müziğin Antik Yunan Medeniyetleri'ndeki yerine baktığımızda, tüm akademik ve düşünsel yaşamın baş köşesinde olduğunu ve tiyatronun da müzikten çok etkilendiğini görüyoruz. Vücudun arınması için nebati ( bitkisel ) ilaç kullanırken, ruhun arınması için müziği kullanmışlar.

Öyle ki, belirli duygu ve düşüncelerin yönlendirilmesi için mod ismi verilen yedi farklı ses dizisi yaratmışlar.

Bugün Do Majör olarak adlandırılan İyon Modu ( Ionian )


Bu modlar, o dönemdeki düşünürler tarafından öyle derinlemesine incelenmiş ki, hangi duyguları tetiklediklerine dair yazılı kaynaklar bile bırakmışlar.

Bazı ses dizileri mutlu olarak tanımlanırken, bazıları heyecanlı, bazıları ise karamsar olarak kabul edilmiş. Tragedyalardaki korolar da şarkılarını, vermek istedikleri duyguları tetikleyen bu dizilerden oluşturmuşlar. Sahnenin içinde barındırdığı duygular adeta bu notalarda can bulmuşlar.

Yani, katharsis ve mimesis, yanlarında en etkili silahları, müzik ile birlikte...

Müziğin insan zihni üzerindeki etkilerinin binlerce yıldır bilindiği ile ilgili fazlasıyla kanıt var. Uzakdoğu, Hint, Maya ve İnka gibi Güney Amerika Medeniyeleri ve başkaca kadim medeniyetlerin masallarında, mitolojilerinde ya da yazılı kaynaklarında, müzikle toplumsal gelişmişlik seviyesinin doğru orantılı olduğuna dair izler görüyoruz. Yaşamın her anındaki duyguyu kutsayan bir müzik türü, geçmişten günümüze her toplumda kendisine yer bulmuş ve bulmaya devam ediyor. Belki sonraki yazılarda müziğin tedavi amaçlı kullanımına, toplumsal yaşantıdaki yerine değinirim. Şimdilik ise konunun sonrası için gerekli giriş kısmını, mümkün olduğunca kısa ama açıklayıcı tuttuğumu düşünerek, sonlandırıyorum.


Yazının bu kısmından sonra daha somut örneklerle ilerleyelim.

Leitmotif'in İcadı


Müzikte leitmotif, Wagner tarafından icat edilmiş olan, daha çok programlı müzik, opera gibi belli karakterlere ve konu geçişlerine sahip olan eserlerde kullanılan, karakterin görüldüğü ( ya da belirdiği ) anlarda duyulan, müzikal bir cümle, melodik veya armonik bir yapıdır.

Diğer sanat dallarında da farklı biçimlerde kullanıldığı görülür ( sinema, edebiyat gibi ) ancak esasen müzikal bir terimdir.

Wagner'in neredeyse bin yıllık bir İngiliz destanı olan Tristan ve Isolde'u uyarladığı üç perdelik aynı adlı operasında kullandığı bir akor, Tristan Akoru, leitmotif'in en meşhur örneklerinden birisidir. Bu akorun da içinde bulunduğu melodik pasaj, karakterin görüldüğü her sahnede duyulur. İzleyicinin zihninde karakterin girişini duyuran bir zil gibidir. Dinleyicinin zihninde cevaptan çok yeni sorular yaratan bu akor, Tristan'ın çelişkili ruh halini de tasvir eder.


Bu leitmotif'e daha modern örnekler verelim:


Jaws filminin dahi besteci John Williams tarafından bestelenmiş anateması. Mi ve fa notalarından ibaret olan ve vuruşların giderek kısaldığı, bas seslerin kreşendolar ile yürekleri hoplattığı bu melodi, duyulduğunda tüm sinema izleyicisine büyük beyaz köpekbalığının geldiğini anlatırdı. Müziği takip eden ilk birkaç saniye içinde de Jaws'ın yüzgeci suyun yüzeyine çıkardı.



Bir diğer leitmotif örneği de Star Wars'tan gelsin:


Imperial March.

Orijinal ismi İmparatorluk Marşı olsa da, bu melodi filmi bilen herkes tarafından Darth Vader'ın Müziği olarak tanınır. Bunun sebebi, bestecinin bu melodiyi bir leitmotif olarak kullanma kararıdır. Serinin ilerleyen filmlerinde, Darth Vader'ın olmadığı bölümlerde bile duyulan eser, sanırım, leitmotif'e en güzel örneklerden birisi.

Film Müzikleri ve Müziğin Sahne İçindeki Efektif Kullanımı


Yıllardır öğretmenlik yaptığım okullarda işlediğim bir ders var:


Müziğin Duygularımız Üzerindeki Etkisi.


Farklı sınıf seviyeleri ile farklı uygulamalar yaptığım bir konu.


5 veya 6. sınıflardaki ismi Bir Renk, Bir Mekan.

Öğrenciler, dinlettiğim farklı farklı müzik örneklerine göre akıllarına gelen renk ve mekanları yazıyorlar. Sonunda verilen cevapları karşılaştırıp, benzerlikleri tespit ediyoruz. Senelerdir şaşmaz, Bach'ın Toccata ve Füg'ünü dinleyen öğrenciler, renk olarak kırmızı, mekan olarak ise şato seçerler. Yine aynı öğrencilerin, Bach'ın Air on the G String için verdikleri cevaplar beyaz ve gökyüzü olur.


7-8.Sınıf ve daha büyük yaş grubu öğrencileri ile işlediğim dersin ismi ise Tüy.

Forest Gump filminin hem açılış hem de anateması olan, muhteşem Alan Silvestri tarafından bestelenmiş müzik, bu dersin örnek şarkısı.

Öğrencilerden, sınıfta piyano varsa benim çaldığım, yoksa dinlettiğim bu müziği dinlerken gözleri kapalı halde dinlemelerini isterim. Dinleme bittiğinde gözlerini açarlar. Her biri, dinlerken beyinlerinde canlanan imgeleri sadece bir kelime ile ifade etmek zorundadır. Bu kelime genelde beyaz, bulut, kardeş, yastık, yaz tatili vb. olur. Çağrışım yaptığı şey genellikle ortaktır. Hatta zaman zaman havada uçan tüy diyenler bile olur.


Bunun sebebi müziğin beynimizi yönlendirme becerisinde gizlidir. Besteciler bazen kendi duygularını ifade etmek bazen de bizim duygularımızı maniple etmek için müziği bir araç olarak kullanırlar. İşte, film ve müzik arasındaki muazzam etkileşim de buradan gelmektedir.

Forest Gump'ın açılış sahnesinde duyulan bu müziğin ve sahnenin ismi de tüy'dür. Gökyüzünden süzülen bir kuş tüyünü takip eden kamera, Forest'ın oturduğu banka kadar iner. Tüy, Forest'ın ayaklarının dibine düşer. Forest tüyü yerden alır ve bavulunun içine koyar. Film de böyle başlar.

https://www.youtube.com/watch?v=7IIBp1HQlWQ

Şimdi, bir müzik eserinin bir sahneyi ne derece etkileyebileceğini göstermek istiyorum. Bunun için ABD Ulusal Film Arşivi'nde yer alan, üç Oscar ödüllü, 1976 yapımı Rocky'i ele alacağız.

Filmin konusunu sanırım herkes biliyordur; ancak kısaca yazmak gerekirse, bir kenar mahalle gencinin dünya ağır siklet boks şampiyonluğuna giden, azim, yüksek karakter dolu, ilham veren hikayesi.

Filmde yer alan bir sahne ise, Philadelphia'da bulunan Sanat Müzesi'ne ait 72 basamağın adını değiştirmiş ve Rocky Merdivenleri ( veya basamakları ) olarak anılır hale getirmiştir.


İlgili sahneye geçmeden önce kısaca araya girmek istiyorum.

Biz izleyiciler süreçle değil sonuçla ilgiliyizdir. Bir filmi izlerken, her zaman, bitmiş ürüne maruz kalırız. Ham çekimleri görmeyiz, filmi oluşturan ekibi tanımayız, teknik detaylar ile de ilgilenmek istemeyiz. Bu sebeple de, sahne ve müziği bir kere gördükten ve duyduktan sonra, hafızamızda geri döndüremeyeceğimiz bir şekilde kodlarız. Yani, ingilizcesi unseen ya da unheard olarak yazılabilecek durum artık imkansız olmuştur.


Ben ise tam bu noktada size bir güzellik yapacağım ve beynimizdeki kodu bir anlığına sileceğim.


Önce, her filmin final maçı öncesinde yer alan, Rocky serisinin alamet-i farikası denilebilecek Training Montage sahnesinin orijinaline bakalım.

Bu sahnede kullanılan şarkının ismi Gonna Fly Now. Yazının en başındaki resimde yer alan "exercise ability" yani egzersiz becerisini en üst seviyeye çıkaracak müzik örneklerinden birisi. Rocky'nin bu denli efsane olmasında başlı başına önemli bir paya sahip besteci Bill Conti'nin bestesi, bu sahnede yer almasaydı nasıl olurdu? Sahneyi, çekimin yapıldığı anki koşullarla izliyor olsaydık? Müzik hiç olmasaydı?


Gelin, görelim.

İnsan bu sahneyi böyle izlerken hissettiklerini anlatmakta zorlanıyor, değil mi? Tek kelime seç deselerdi sakil kelimesini seçerdim.


Zaten, yönetmen ile bestecinin birlikte başarmaları gereken şey, tam olarak bu. Sahnenin sakil durmamasını sağlamak. Yani, Aristo'ya yeniden dönersek, taklit yoluyla yarattıkları katharsis'in doğallığının bozulmaması.

Yazı boyunca ismi geçen bütün bu muhteşem müzik insanlarının ortak noktası, bize bu duyguyu en doğal haliyle aktarabilmeleri.


Buraya kısa bir yazar notu düşeyim: ( dikkat, üst perdeden eleştiri içerir:) )


Günümüz popüler kültür dünyasında genellikle bu başarıya böylesine üstün yetenekleri ile ulaşan müzisyenler görmüyoruz. Müziği çok daha primitif halde üreten ancak sindirmenin çok daha kolay olduğu ürünler ile kariyer elde eden, özünde yetersiz ve bu yüzden de sönüp giden binlerce müzisyen var. Gerçek besteciler ise genellikle, film müzikleri dünyasındalar ve Bach'a, Chopin'e, Beethoven'a, Tchaikovsky'e ve kendilerinden önce yaşamış yüzlerce büyük besteciye eserleri ile el sallıyorlar.

Bu yazıyı yazdığım gün, yani 6 Temmuz 2020'de aramızdan, tam da yukarıda bahsettiğim gibi, çok büyük bir besteci ayrıldı. Western Film denildiğinde akla gelen tek müzisyen, tamamen orijinal bir tür yaratmış nadir bestecilerden birisi:

Ennio Morricone.


Ennio Morricone denildiğinde akla Clint Eastwood'lu Western filmleri gelir, elbette. İyi, Kötü ve Çirkin, Bir Avuç Dolar İçin gibi sayısız modern klasikler onun eseridir; ancak Morricone, ismini altın harflerle yazdığı bu eserlerden çok daha büyük bir müzisyendi. Işıklar içinde uyusun.


Konuya onun son çalışmalarından birisi ile devam edeyim:

L'Ultima Diligenza per Red Rock. Kızıl Kaya'ya Son At Arabası.

Yönetmen Quentin Tarantino'nun 2016 yapımı The Hateful Eight adlı Western filminin açılış müziği. Bir nevi uvertürü.


Böyle şaheserleri anlatmaya çalışırken, bir müzisyen olarak teknik bilgilere değinmemek, inanın çok zor. Yazının başından beri, teknik kısımlarına hiç girmeden geldim. Bu başarıyı devam ettirmek istiyorum:) Bana çok farklı değerlendirme imkanları tanıyan bu bilgileri yazıya dökerek, sizlere, yani profesyonel müzik eğitimi almamış kişilere anlatmaya çalışacağım.